Blog Foto

Mutluluğun siğ sularinda yüzmek…

iyiyim ben, buradayım

Epeydir burayı ihmal ettiğimin farkındayım. limpidd’imin noktasına kurban olduğum net’imin bu ihmalkârlığı haketmediğinin de fakındayım. ne acı ki tembel olduğumun da farkındayım. bütün bu farkındalıklarımı bilerek hiçbir şey yapmadığımın da farkındayım. (yazdıklarımın kimsenin umrunda olmadığının da farkındayım.(bu kısım aramızda. sır.))
Ve bi gün yine ben otururken, bütün bu düşünceler taze gelin edasıyla süzüm süzüm süzülürken kafamın içinde.  kızdım kendime. “ya Hakk” deyip bi Osmanlı tokadı patlatmak istedim sağ yanağıma. ama kıyamadım ki pambuk surata. bi oklava indirmek istedim kafama. gittim mutfağa. oklava ile kafamın büyük buluşmasına ramak kalmıştı ki annem geldi. “ay kıyamam hamur işi mi yapacaksın sen?” dedi. elini kafama koydu. saçımı okşadı. beynime doğru şefkat yüklemesi o an başladı. sonra bi kara delik belirdi ve anında tüm agresifliğimi yuttu.  öylece durdum önce.  sonra durduğum yerden 15 cm. kadar falan zıpladım.  elimi çenemin altına koyup, işaret parmağımı havaya diktim. tek gözümü de kırptığım an kafamın üstünde 23 wattlık bir ampül beliriverdi.  evet dedim. hamur işi! sanki 5 bilinmeyenli denklemin cevabını bulmuş gibi rahatladım. sevinçlendim. ne alakaydım ki. soru mu vardı? bu nasıl cevaptı. neyse. koştum küçük kardeşimin yanına. epeyce de küçüktür kendisi. annemle babam sonradan sonraya bizim canımız sıkılmasın diye yapmışlar onu.  neyse. sordum kendisine düşünceli abla moduna girmiş bi vaziyette “ne istersin” dedim. çocuk “makaron” dedi. makaron neydi? makaron renkli bişeydi. makaron yapımı zor bişeydi. makaron hiç yemediğim bişeydi. peşi sıra kafamdan geçen soruların akabinde mutfağa gittim, detayında bişeyler yapmaya çalıştım. sevinlilikler, şirinlikler, tebessümlüklerle girdiğim mutfaktan halloween tarzı kurabiyelerle çıktım. doğaçlamayı haddinden fazla mı seviyorum ne? kimbilir ruh halimi hangi arada kaydırıverdim.  neyse. görsel olarak da şöle bi şey,

kurabiye

 

hayır. yanık değil onlar. ayrıca siyah da değil, koyu mavi. şaka mı yapıyosun? tabii ki de çok lezzetlilerdi. akşamına da iştah şurubum, antidepresanım, antioksidanım yeğenlerim geldi. keyfimiz olması gereken yerdeydi. karşımızda da Atilla Atasoy’un “Sitem”i vardı. hey gidi günler hey  75 yılının şarkısıymış. yazıyı buraya kadar okudun ya, senin şanına patlatayım şarkıyı. yapıştırıveriyim embed kodunu.

 

 

ya bi ara ben kendimi dövecektim. ne oldu o iş? kaldı mı? oh oh pek güzel. zaten hoş durmazdı bende. aslında daha da yazacaklarım vardı ama yanımda gök mavisi renginde pembe puantiyeli 94 yaşında bi lama belirdi. 8 parmaklı mor ojeli elini belindeki toplu tabancasına götürerek ” kısa kes aydın havası olsun” dedi. yani korkumdan değil, saygımdan kesiyorum. kestim.

 


Toplamda 60856 kez, bugün 38 kez okundu...



3 Yorum var

  1. Altan 18 Kasım 2014 13:47

    :))

  2. ffatihsahinn 18 Aralık 2014 03:23

    Güzel bir site, hakkında kısmı biraz uzun ama gayet başarılı ve güzel tespitler var. Başarılar 🙂

  3. LimpidD 1 Ocak 2015 05:59

    Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Fatih bey. 🙂
    Çok teşekkür ederim. Her zaman beklerim. 🙂

Yorum Yap!