Blog Foto

Mutluluğun siğ sularinda yüzmek…

Archive for Temmuz, 2012

Karadeniz Gezisi

Birden gerçekleşen şeyler vardır hayatta. Aniden çıkıverirler. İyisiyle karşılaşmak güzel olanıdır elbet.
Geçen haftaların birinde de “hop” diye karşıma “Karadeniz gezisi” çıktı. Hayır diyebilmek mümkün mü? (ağzıkocamangülücük)
Yola Sivas’tan çıkılacaktı, kardeşimle beraber gidecektik. Hiç zaman yoktu, hemencik gittim Sivas’a. Ertesi gün gezi başlıyordu zaten… Benden ayrılmak istemeyen Sivas, yola çıkacağım zaman fena ağladı. Hatta esti, gürledi. Onun sayesinde, İlk durak olan Trabzon’a iniş, sudan çıkmaş balık kıvamında oldu. Bir de üstüne hava soğuktu. Meğerse bunlar üstüste gelince sarhoş oluyormuşum. O yüzden 2 günlük gezinin ilk gününden pek bişey anladığım söylenemez. Ha, oralarda gezen biri vardı benim suretimde, ama içinde ben yoktum.

İlk Trabzon’a girdik, orda bi kahvaltı yaptık. Sonra hemen Uzungöl‘e geçildi. Ben şimdi orası ile ilgili ne söylesem az kalır, kelimelerle aram pek iyi değil de. En iyisi gidip görün. Bu da benim gözümden;

Bir sonraki durak, Rize’nin Ayder yaylası oldu. Arabadan indiğimle üşüyüp, titremem bir oldu. Bi yağmur, bi soğuk… Gittim bi yere oturdum ve oturduğumla kaldım. Oturduğum yerin ısısını kaybetmekten korktum. Orda şöyle bi mangal keyfi yaptık. Hoplaya hoplaya biraz etrafa baktım, ama tam tadına vardığım söylenemez. Orayı da şöyle bi kareledim, sonrasında da her yer sis oldu.

Artık yavaş yavaş akşam olmaya başlamıştı… İstikamet, “Rize merkez” olarak gösterildi. Bizde gittik, yürüye yürüye gezdik. Çaydanlık vardı bi tane kocaman “gel, çay iç!” der gibiydi. O civarlarda akşam sefası sürdük, bi fidanın yanında oturduk kardeşimle. Dinlenmiş olduk hem.

Rize’nin hepsi bu oldu, gezisi bu kadar sürdü… Çok sevimli şehir, çok sevdim, güzelsin Rize! Ama ilginç insanların da yok değil hani. (gözkırpmalıağzınıyamultangülücük)

Gece konaklama için Akçaabat’a geçtik. Bu kısımda bi yere dokundurmadan geçemiycem ki, gezimiz acayip plansız bişeydi. Neyse işte, o gece ekip olarak bi kız yurdunda kaldık. Çok rahat uyumuşum, iyi oldu kendime geldim. Hamur gibi yattım, demir gibi kalktım. Erkenden bi kahvaltı yaptık ve hemen attık kendimizi. Plan, ” Sümela” diyordu. Yolda “Ayasofya Müzesi” lafı geçti, bizde sadece arabayla yanından geçtik. Sümela öncesi bizi merkeze attılar. Buara kadar gelmişken görülesi iki güzel insanla görüştük bizde; Altan ve Cengiz. Ani oldu ama, görüşmek hep güzeldir. (gülücük)

Ardından da ver elini Sümela! Yukarı kadar arabayla çıktık. Sonra, gezdik gezdik… Ağzım açık, sağa sola bakındım durdum. Çok güzeldi. Azıcığını gösterebilirim de;

Gezip, görme sonrasında iniş yoluna geçtik. Biraz zorlu oldu, ayaklarım için. Bi ara ayak başparmağım beni terkedecek sandım. Ama o patika ne güzel bi patikaydı öyle. Bu da ordaki güzelliklerden küçücük bi tanesi;

Sümela’dan ayrılmadan hatıra için yerden bi taş aldım. Bunu bazenleri yapıyorum, taş alıyorum.

Böylece Trabzon’a ayırdığımız kısmın sonuna geldik.

Geçişi Gümüşhane’ye yaptık. Orada tek gittiğimiz yer “Karaca Mağarası” oldu. E ordan da bi taşımı aldım ama. Sonra bi hava, bi yemek derken hop bitiverdi.

Ardından attık kendimizi Sivas yollarına. Bi soluklanamadan da Ankara’ya dönüşü yaptım.

Canımsın Ankara… Ama pek bi yeşilliksiz, pek bi denizsizsin. Civciv yumurtadan çıktı kabuğunu beğenmedi olacak ama, öyle gibi gibi…

Velhasıl, bu vesileyle, geçenlerde, hayatımda ilk kez deniz gördüm. Ama keşke sahile inmemize izin verselerdi ya da götürselerdi çok daha memnun ayrılırdım… Gitmişken olmalıydı.
Bir daha olur mu kimbilir…  Olsa da, ne zamana…

( 08.06.012 / 09.06.012 )

6 comments

boink