Blog Foto

Mutluluğun siğ sularinda yüzmek…

Archive for Mart, 2011

Başlangıç Tarihim ’26 Mart’

İnsan büyüdükçe Ölüme biraz daha mı yaklaşır ?

Ömründen bir yıl daha bitti diye neden kutlama yapar ?

diye düşünüyordum.. Ama değil elbette. Yıllar geçip gitse de, ömür bitip tükense bile, güzelliği de yine hayatın kendi içinde değil mi?.. Biten yıllar için ‘Şükür‘ , yerine gelecekler için ‘Umut ve Dua‘ lazım.. Mutluyum! Nefes alıyorum. Hayattayım ki, büyüyorum..

Son 2-3 seneye bakılırsa bu yıl daha iyi gibiyim, hatta iyiyim.. Genelde yılın bu zamanları biraz sancılı geçer benim için. İyi hissetmem kendimi. Sanki her Mart yeniden doğuyormuşum gibi, ilginç bir sancı başlar bende. Ama yeniden doğmuyorum, yaşlanıyorum.. ( yeni bir yaş ekliyorum hayatıma )

En güzel hediye de bu işte ; Rabb’imin bana verdiği yepyeni bir yaş... Teşekkürün büyüğü O’na, Şükürler olsun..

Sonrasında beni hatırlayıp, değer verip kutlayan insanlar. Saat 12 oldugunda mesaj atanlar, gece yarısını bile beklemeyenler, hele ki 2 yaşında ki yeğenimin ‘ Doğum günün kutlu olsun ‘ demesi.. Dünyalara bedel !

Hepiniz hayatımın en değerli yerindesiniz, iyi ki varsınız! Mutluluğuma ‘ + ’ katanlarsınız.. =)

Veee bugünnn bitanecik yavrumm ‘ Limpidd.net ’ in de doğum günü. Onu da yıllar önce bugün kollarıma almıştım. Benimle büyüyor yavrum ♥ İyi ki var , iyi ki benimm ! =)

En nihayetinde… Yıllar önce Bugün , ben dünyaya geldim.. Ve hala burdayım

Dip Not : Bugünün takvim yaprağının arkasında bir söz vardı, Yunus Emre’ye ait.

Tarihi bugün olunca, düşündüm niye bugün? Bana bir mesaj mı veriyor bilmiyorum ama yine de yazıyorum ;

“Ömrüm geçti yazık ki geç kaldım,

Bu dünya bana ebedi sandım. ”

(Tüylerim yine diken diken oldu.)


No comments

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi Ve Şehitleri Anma Günü

18-mart-çanakkale-zaferi

Bu Vatan uğruna canlarını esirgemeyen Çanakkale Şehitlerimizi, saygı ve Rahmet ile anıyoruz.. ( El Fatiha )

Ruhunuz şad olsun…

Ve bu hissin en gerçek kanıtı olan,  Mehmet Akif Ersoy’un  destansı satırları ;

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…
Hani tauna da zuldür bu rezil istila…
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz …
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i…
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın… Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif ERSOY



No comments

5Mart

¨¨


Gidişinin ardında, o kadar kimsesiz bıraktın ki ;

Göz’Bebek’lerimi..

Artık, Hangi camii avlusuna bıraksam,

Hangi kucaklarda avutsam da

Bir tek SEN’in sıcaklığın dindirir çığlıklarını…


¨¨

No comments

boink